Süper Baba'nın son sezonunda karşımıza çıkan bir karakter.Fiko'nun hapishaneden arkadaşı Celal'in kızı, diğer bir ifadeyle de  son aşkı Elif'in yeğeni Zeytin.Yani İpek Çakmak.Fiko ile kısa sürede yakın arkadaş olan Celal'in,dışarıda kızına göz kulak olması için Fiko'dan yardım istemesiyle başlamıştı her şey aslında.Fiko,serbest kalmasının ardından hemen  Zeytin'i bulur ve dolayısıyla da son aşkı olacağını hiç düşünemeyeceği Elif'le de tanışır.Süper Baba'da rol alan birçok kişi gibi İpek Çakmak'ın da  diziye katılma süreci tamamen tesadüfi olaylara dayanmış.Ama Süper Baba'nın Zeytin'i olana kadar  iki yüzü aşkın kişi arasından da sıyrılarak oldukça zorluk çekmiş ve kendisini canlandırılması epey güç  bir karakter olan Zeytin rolünde buluvermiş.Çocuksunuz ve de konuşmadan bir şeyleri anlatmaya çalışacaksınız.Düşününce oldukça zor bir iş olduğunu anlıyoruz.Ama İpek Çakmak bize bunun nasıl olması gerektiğini gayet güzel bir biçimde göstermişti o yıllarda.Öyle ki aradan geçen on yıl sonra bile Sevinç Erbulak'tan  İpek'in çok güzel bir performans sergilediğini  duymuş olduk.Şimdi ise İpek,çocukluğundan beri hayallerini kurduğu mimarlık  yolunda son adımlarını atıyor,Süper Baba'dan sonra  televizyon ekranlarında görünmemesini de  tamamen bu meslekte kendini geliştirmek istemesine dayandırıyor.

Editör: Süper Baba’nın son döneminde Fiko’nun hapishane arkadaşı Celal’in kızı diğer bir ifadeyle de Fiko’nun son aşkı Elif’in yeğeni Zeytin olarak karşımıza çıktın.Tüm oyuncular gibi senin de bu dizinin ekibine katılma hikayen vardır.Bunu bizlerle paylaşır mısın?

İpek Çakmak: Aslında o zamanlar ben herhangi bir ajansa kayıtlı biri değildim. Biraz tesadüfi bir olayla gerçekleşti diyebilirim. Benim çok sevdiğim ilkokul arkadaşım Ahmet Turgul’un bir doğum günü partisinde babasıyla tanıştım-ki kendisi Yavuz Turgul olur.- O zaman çok küçüktüm. Tahminimce 6-7 yaşındaydım. Babası bende bir yetenek görmüş olacak ki eğer diziye küçük bir kız çocuğu karakteri girerse benim deneme çekimlerine girmemi istemişti. Ben de büyük bir heyecanla kabul ettim tabi ki. 250 kız çocuğu arasından uzun elemelerden sonra seçmeleri ben kazandım ve diziye katıldım. Esas rolüm Çiğdem'i canlandırmaktı; ama gözlerimden ötürü "Zeytin" lakabını almıştım ve bundan her zaman da gurur duydum.

 

Editör: Süper Baba’nın oyuncu kadrosuna katılana kadar diziyi düzenli olarak takip ediyor muydun?
İpek Çakmak:Hem de nasıl! Her Cuma gecesi dört sene boyunca televizyon başına kilitlenirdim ve o dizi benim için bir idoldü. Eğer ola ki bir haftasını kaçırırsak hemen videoya kaydeder, oradan tekrar izlerdik. Orda oynamak benim için büyük bir gurur kaynağıdır her zaman.

Editör: Süper Baba’nın hem izleyicisi hem de oyuncusu oldun.Beğeniyle takip ettiğin bir dizinin hiç ummadığın anda oyuncu kadrosunda kendini bulmak sana neler hissettirmişti?
İpek Çakmak:Tabi ki çok mutlu oldum. Elemeler zamanı ilk ona kaldığımda çok heyecanlıydım. Kendimin kazanacağını hiç düşünmüyordum. Dediğim gibi 250'ye yakın kız çocuğu başvurmuştu bu rol için. Son üç çocuğa kaldığımızda geceleri uyuyamaz hale gelmiştim. O dizide o kadar çok oynamak istiyordum ki anlatamam. Benim kazandığımı duyunca çok sevinmiştim. Hatta ilk aldığım parayla aileme hediye aldığımı hatırlarım. Hem ben hem ailem çok büyük fedakarlık gösterdik bu dizi için.Ben üç ay boyunca okula gitmediğimi bile hatırlıyorum. Ailem de aynı şekilde her gün beni sete getirir götürürdü. Sadece ben mutlu olayım diye.Tabi bu büyük bir fedakarlık.Tamamen bir çocuğun hayalini gerçekleştirmesi başka hiçbir gaye değildi.(Gülüyor)

Editör: Zeytin karakterini bize bir de sen anlatabilir misin?

İpek Çakmak:Zeytin, annesini kaybetmiş ve babası bunun yüzünden mahkum yemiş bir karakterdir.Babasının yakalanmasına sebep; bu küçük kız çocuğunun çıkardığı bir sesle meydana gelir. Polisler böylece babasını yakalar ve o küçük kız çocuğu kendisini suçlayarak konuşmaya küser ve bir travma yaşar. Ondan sonra annesi babası yanında yoktur ve halası onu yanına almak zorunda kalır. Aslına bakarsanız sahipsiz bir kız çocuğu olarak kalmıştır zeytin. İçine kapanmış ve diş dünyaya küsmüştür. Her zaman sessiz ve aklından neler geçtiği bilinmez bir karakterdir. Tek istediği babasıyla olmak ve aile şefkatini görebilmektir. Zor şartlarda hayatını sürdürmekte ve yalnızlığı ona daha da çok psikolojik bir savaş yaratmaktadır. Ben hep bunları düşünerek o karaktere girmeye çalıştım. Umarım aynısını size de aktarabilmişimdir.

 

Editör: Süper Baba’nın yayına veda etmesinin üzerinden on yıl gibi uzun bir zaman dilimi geride kaldı.Bu güne kadar sana televizyon ekranlarında rastlayamadık.Belli ki oyunculuk deneyimin  Süper Baba’yla sınırlı.Oyunculuğa uzak kalmandaki nedenler  neler?

İpek Çakmak: Süper  Baba gibi bir dizide küçük yaşıma rağmen rol almak yeterince heyecan verici ve herkese nasip olmaz bir duyguydu. Çok güzel hatıralarım var. Ancak hiçbir zaman oyuncu olmayı düşünmedim. İnsanin içinde bir yetenek varsa seneler geçse bile onun yok olduğuna inanmıyorum. Eğer istersem eğitimini alıp kendimi geliştirebilirim. Ama benim hayalim küçüklüğümden beri mimar olmaktı ve bu hayalime şu anda çok yakınım. Hak verirsiniz ki bir dizi de yer almak demek bir haftada büyük bir zaman dilimini çekimlere ayırmanız demek. Okulumu ilk plana aldığım için dizilere çok sıcak bakmadım. Ben bu heyecanı bir kez tattım. Kendimi tatmin ettim. Herkese kısmet olmayacak bir şeydi bu.

 

Editör:Şu anda neler yapıyorsun,nelerden hoşlanırsın, bize genel olarak kendinden bahseder misin?

İpek Çakmak: 21 yaşındayım.İstanbul’da yaşıyorum. Üniversiteye gidiyorum ve mimarlık öğrencisiyim. Voleybol,tenis ve badminton oynamaktan büyük keyif alıyorum. Müzik ve dans hayatımın olmazsa olmaz parçaları.Ders çalışırken, bir şeyle uğraşırken uygun bir müzik muhakkak bana eşlik etmeli. Resim yapmayı, fotoğraf çekmeyi, seramikle uğraşmayı, kolaj çalışması yapmayı çok seviyorum. Bir de bahar aylarında motorumla dolaşmak bana büyük keyif veriyor. En önemli şeyi unutuyordum az kalsın. tabi ki ailemsiz ve arkadaşlarım olmadan yaşayamam. Sevdiğim insanlarla bir günümü konuşmadan geçirsem enerjim düşüyor.(Gülüyor) Bu da insan canlısı karakterimden kaynaklanıyor olsa gerek. Kendi kendimi anlatmayı pek sevmem keşke başka birine sorabilme sansınız olsaydı. Elimden ancak bu kadarı geliyor. İnşallah tatmin edici bir cevap olmuştur.(Gülüyor)

 

Editör: Süper Baba’nın ekibindeki  küçük oyunculardan birisiydin.Dizide rol aldığın süre içerisinde iletişiminin en iyi olduğu kişiler kimlerdi?

İpek Çakmak: Dizideki herkesi çok severdim birisini ayırmak istemem;ama Celal karakterini oynayan babam yani Selçuk Yöntem, benim için gerçekten çok ayrıdır. Çekim setinde genelde anne babanız yanınızda olamaz,yani hiç olamazlar, orada biri size anne baba şefkati gösterdiğinde bunu ister istemez bir çocuk hisseder. Yani çocukça bir his. Onun dışında Orhan Oğuz’ a  tam anlamıyla tapardım. İnanılmaz içten ve başarılı bir yönetmen,cok yaratıcı çok öngörülü bir insan. Aynı şekilde yönetmen yardımcısı İnci Kırhan, her zaman bana destek olurdu ve benden ilgisini hiç esirgemezdi. Onun da kızı gibiydim.

 

Editör: Dizi genel olarak Çengelköy civarında çekiliyordu.Bu senin oynadığın sahneler için de geçerlimiydi.Yoksa senaryo gereği farklı yerler de olabiliyor muydu?

İpek Çakmak: Eğer Fiko’nun evinde veya çevresinde gecen bir sahne olursa Çengelköy taraflarında oluyorduk ama bizim halamla kaldığımız ev aslında Taksim’de tüneldeydi. Yakın zamanda oradan geçtim eski halinden eser yok. Şimdiki yeri tam Babylon’un karşısında restore edilmiş bina. Bizim çekim yaptığımız zamanlar çok bakımsız ve köhne bir binaydı. Genelde dışarıda olduğumuz için çekim mahalleri hep değişiyordu. Şile’de bir odunlukta çekim yaptığımı da hatırlıyorum, yeri geldi bir çatı katına çıktık, yeri geldi Dragos'ta dedemin olduğu evde çekim yaptık. Yani tek bir yer yoktu. Devamlı farklı mekanlarda geçiyordu sahneler.

 

Editör: Dizinin kamera arkasındaki havayı anlatabilir misin? Ekip içerisindeki çalışanlar arasında nasıl bir iletişim vardı?

İpek Çakmak: Benim hatırladığım kadarıyla çok sıcak, samimi bir hava vardı. Yani bir aile ortamı gibiydi. Hiçbir zaman kendimi yalnız hissettiğimi hatırlamıyorum sette. Muhakkak birisiyle sohbet eder, bir çocukla oyun oynardım. Zaten pek yerimde durabilen bir çocuk değildim. Ama çekim başladığı zaman dış dünyadan kopardım.Ben hep çok güzel geçirdiğim vakitleri hatırlıyorum. Çok gülerdim, eğlenirdim. Dediğim gibi herkes çok sıcak kanlıydı. Oyuncularından çekim ekibine herkes.

 

Editör: Diziye dair unutamadığın anıların vardır mutlaka.Bunları bizlerle paylaşır mısın?

İpek Çakmak: Anlatmaya başlasam dolu tabi.Unutamadığım birçok anım var. Kısa kısa anlatayım en iyisi.Babamın yakalanma sahnesini hiç unutamam,çatıda polislerden kaçarken çekilen o bölüm mesela çok zorluklarla çekilmişti.Sonra Dragos'ta dedemin evinde kaldığım zamanlarda çekilen bölümlerimiz çok eğlenceli geçerdi. Tarlabaşı'nda halamla kaldığım bölümleri çekerken Tarlabaşı sakinlerinin bize sunduğu misafirperver davranışları,aldığım hediyeler.Babama,cezaevine gittiğimizde çevreden gelen meraklı bakışlar altında çekilen sahneler, Şile’de odunlukta soğuktan tir tir titrerken, soğuğa aldırmaksızın çektiğimiz o sahne.Sahneler belki 5 dakikayı bile geçmiyordu ama o görüntüleri sizlere ulaştırana kadar çekilen zorluklar, güzel dakikalarla ancak çekilir hale geliyordu. Ben dizide oynadığım her bolümden inanılmaz keyif aldım. Kendimi her zaman dilsiz travma yasayan bir kız çocuğu profiline sokmaya çalıştım. Bir gün hiç unutmam yolda giderken bir kadın çocuğuyla beraber beni yoldan çevirip gözleri yaşlı bir şekilde: "Ah kızım sen konuşabiliyor musun?" deyip ağlamaya başlamıştı. O günü hiç unutmam. Halk Süper Baba'yı o kadar çok seviyor ve benimsiyordu ki sokakta karsılaştığım her insandan inanılmaz duygu alışverişi yapıyordum. Onların tepkileri bazen beni çok şaşırtıyordu. Küçük yaşıma rağmen her zaman her sevene karşı olabildiğince elimden geldikçe zamanımı ayırmaya çalıştım. Hiçbir zaman kendimi beğenmişlik yapmadığımı düşünüyorum. Rolümü hakkını vererek oynama çalıştım. Umarım herkes benimle ayni fikirdedir. Tepkilerin güzel gelmesi beni daha çok şevklendiriyor ve bir sonraki bolümde canla başla bir şeyler yapmamı sağlıyordu. Umarım başarılı olmuşumdur.

 

Editör:Diyelim farklı bir rolde oynama şansın olsaydı Süper Baba’da hangi karakteri canlandırmak isterdin.

İpek Çakmak: İçten bir cevap vermek gerekirse ben rolümü çok seviyordum. Çünkü bir duyguyu konuşmayarak vermek konuşarak vermekten daha zor. Mimiklerle ve beden diliyle insanlara derdinizi anlatabildiğinizi görmek keyif verici. Küçük yaşıma rağmen büyük bir iş başardığımı düşünüyorum. Ben haftanın yedi günü setteydim. Her gün bir çekim sahnem vardı. Siz kısa kısa sahnelerde görseniz de ben o zaman, zamanımın çoğunu hatta tamamını sette geçiriyordum. O rolü oynamak ve zeytin lakabını almak benim için her şeyden daha kıymetlidir.

 

Editör: Dizinin yayında olduğu dönemlerde dışarıdaki insanlardan herhangi bir tepki alıyor muydun?

İpek Çakmak: Dizinin popülaritesini göz önünde bulundurursak, tabi ki tepkiler alıyorduk. İnsanlar her bir karakteri çok benimsemiş kendi içlerinden kişiler haline getirmişti. Benim en çok rastladığım tepki: "Aaa sen konuşabiliyor musun?" oluyordu. Ya da "Ağlatma bizi kızım artık yeter ne olur!" diyenler de vardı. Onun dışında insanlar yolda beni gördüklerinde durdurup sohbet etmek istiyorlardı.

 

Editör: Dizinin 4 senelik yayın hayatını düşünecek olursak seni en çok etkileyen bir sahneyi bizlerle paylaşır mısın?

İpek Çakmak: Süper Baba’nın senaryosu o kadar güçlüydü ki, sadece bir sahneyle sınırlamak diziye haksizlik olur düşüncesindeyim. Her bolümde muhakkak insanı çok etkileyen bir sahne oluyordu. Kurgunun gücü, simgeleri iyi kullanma, oyuncuların müthiş rol becerileriyle tüm aktarılmak istenen duyguları almak mümkündü. Demek istediğim genel olarak tüm etkilendiğim sahneler duygunun en iyi aktarıldığı sahneler.

 

Editör: Dizinin yayınlanan son bölümüne şahitlik etmiş birisi olarak dizinin finalini nasıl buluyorsun? Fiko aradığı aşkı gerçekten bulmuş muydu?

İpek Çakmak: Dizinin ucu acık kaldı biraz aslında. O zamanlar belki tekrar başlanabilir düşüncesi vardı. Belki de diziyi sevenlerin kendilerine göre bir son yazması istendi bu şekilde. Bana göre Fiko aradığını bulmuştu.

 

Editör: Bir söz var:”Seksenlerin sonunda doksanların başında çocuk olmak…”Bu dönemlere tanıklık eden birisi olarak  sen neler hatırlıyorsun?
İpek Çakmak: Biz bir geçiş dönemiyiz diye düşünüyorum. Milenium çocuğu olamadık ama 2000'li yıllara geçtiğimizde yarın uyandığımızda ertesi günün tamamen farklı bir yerde göz açacağımızı falan hayal ederdik. Teknoloji çok gelişti. Benim diziye ilk başladığım yıllar cep telefonu çıkmıştı. Ailem bana ulaşabilmek için bana da bir tane almıştı. Bu işim içinde çok gerekliydi. Son anda bir sahne çıktığında hemen sete koşardık. Bu da bir çocuk için çok süper bir şey. Ben çocukluğumun harika geçtiğini hatırlıyorum. Elimde olsa tekrar o yıllara dönmek isterim. O yıllar çok güzeldi. Şimdiki jenerasyon çok farklı. Çok hızlılar, her şeyi biliyorlar. Sunulan imkanlar fevkalade. Çevre çok değişti, insanlar çok değişti. Belki de çocukken fark edemediklerimizi büyüyünce fark ettiğimiz için su anda bana farklı geliyor ama su anda çok hızlı bir döngünün içindeyiz. Üretiyoruz ve hemen bir şeyleri tüketiyoruz. Çocuklar televizyon başında büyüyor. Ben çok az çocuğu parkta oynarken görüyorum. Ondan kendimi çok şanslı sayarım. Zamane çocukları onlara telefon veya bilgisayar aldığınızda çok seviniyorlar. Biz çok daha farklıydık diye düşünüyorum. O kadar çok şey değişti ki. Örneğin benim jenerasyonum ilkokul ve orta okul devrini kapatan son jenerasyon. Artık çocuklar ilkokulu ve orta okulu, 8 senede ilk öğretim olarak okuyorlar. Diplomalarımız, aldığımız eğitim bile onlardan çok farklı diye düşünüyorum.

Editör: Halen Beykent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Mimarlık bölümünde öğrenim görüyorsun.Neden Mimarlık? Böyle bir meslek üzerine eğitim almak istemendeki etkenler neler?

İpek Çakmak: Bir şey yaratabilmek benim için çok önemli bir şey. Demek istediğim insanlara bir şekilde "yeniyi" sunabilmek ya da değişik bir şey sunarak başka tercihleriyle karsılaştırabilme olanağı sağlamak, benim çok hoşuma gidiyor. Genel olarak mimarinin beni çeken yanı ise, bir dünya diline sahip olabilmesiydi. Nereye giderseniz gidin mimarisi olmayan bir yer bulamazsınız. İnsanların ihtiyaçlarına hizmet eden, bazen estetik kaygı taşıyan ya da taşımayan ama her şekilde olmazsa olmaz hayatın temel ihtiyaçlarından birini oluşturuyor. Ben de bu sektöre hizmet edebilmek için eğitimime çok önem veriyorum. Hedefim sadece vatanıma hayırlı ve çok başarılı bir mimar olabilmek.

 

Editör: Bu kadar uzun bir süre sonra televizyona geri dönmeyi hiç düşündün mü ?Yoksa çok sevdiğin mesleğini icra etmekten yana mısın?

İpek Çakmak: İnsan amaçları uğruna bazen bazı keyif aldığı şeyleri göz ardı etmek zorunda kalıyor. Benim hedeflerim doğrultusunda çekimleri bir arada yürütmek çok zor yani imkansıza yakın. Çünkü televizyon zaman ve ilgi isteyen bir meslek. Laf olsun diye bir işi icra etmek istemem. Mükemmeliyetçi olduğumdan dolayı içime sinmez. Ama Avrupa Yakası'nı çok seviyorum! Orda oynama fırsatım olsa düşünmeden kabul ederdim herhalde(Gülüyor) 

 

Editör:İstanbul’da yaşamaktan memnun musun? Sence semt olarak İstabul’un en güzel yerleri neresi?

İpek Çakmak: Benim İçin İstanbul dünya üzerinde eşi benzeri olmayan her bakımdan inanılmaz zengin bir şehir. Çok ülke gezdim ama tarihi olsun, jeolojik konumu olsun, kültürel zenginliği olsun hiç bir kentte İstanbul’da bulabileceğiniz bu atmosferi bulamıyorsunuz. Başka bir şehirde yasama fikri bile bana çok ters geliyor dolayısıyla. Bence İstanbul’un en güzel yeri boğazı tabi ki.  

Editör: Son dönem dizileri hakkında neler düşünüyorsun? Beğeniyle takip ettiğin diziler var mı?

İpek Çakmak:Bence Süper Baba dizisi herhalde bu dizi tarihinin temel taşlarındandır. Şimdiki teknoloji çok gelişmiş olduğundan ve yeni, hırslı, çok başarılı yönetmenler oyuncular yetiştiğinden ben yeni dönem dizilerini de başarılı buluyorum. Tabi ki hepsini izlemek takip etmek mümkün değil ama Süper Baba için de zamanında Cuma akşamları televizyon karsısında kilitlenirdik. Hatta annem dizide oynadığım zamanlar bir senaryoyu okur ağlardı, bir çekimleri izleyip ve birde Cuma geceleri yayınlanırken sanki hiç bilmiyormuş gibi oturur tekrar ağlardı. Demek istediğim bu dizinin senaryosu o kadar samimi, içten ve bizden içimizdendi ki, insana her seyredişi ayrı bir zevk veriyordu diye düşünüyorum ben. Şu anda en çok sevdiğim diziler: Binbir Gece, Avrupa Yakası,Sevgili Dünürüm,Kurtlar Vadisi,Bıçak Sırtı ve Hepsi 1. Bence bu saydığım bütün dizilerin kurguları hepsi çok ayrı kategoride ve hepsi kategorisinde çok başarılı diye düşünüyorum. Tabi ki bu zevk meselesi yanlış anlaşılma olmasın başka dizilere kötü demek istemem, haddime de olmaz sonuçta hepsi emek işidir.

 

Editör:İleriye dönük planların neler? Belirli bir zaman dilimi sonunda ulaşmak istediğin hedefler nedir?

İpek Çakmak: İlk hedefim daha önce de bahsetmiş olduğum gibi çok başarılı bir mimar olabilmek. Vatanıma ülkeme hayırlı bir genç olabilmek gayesindeyim. Ülkemiz son zamanlarda birçok dalda ismini duyurdu. İnşallah bizim jenerasyonumuza da böyle şeyler gerçekleştirmek nasip olur.

Editör:Sitemizden ne zamandan beri haberdarsın? Bu kadar uzun zaman sonra Süper Baba için sana ulaşılıp böyle bir çalışmaya ortak edilmen senin için nasıl bir duygu?

İpek Çakmak:Yaklaşık üç senedir haberim var. Arada bir girip haberleri takip etmeye çalışıyorum. Böyle bir çalışmaya ortak edilmek beni çok mutlu etti tabi ki. insanlarda bir etki bırakabildiğimi görmek gurur verici.

Editör:Son olarak sana teşekkür ediyor ve dizinin izleyicilerine olan mesajını almak istiyoruz.

İpek Çakmak: Bana burada bu köseyi ayırdığınız için size ve ilgilenip bu röportajı okuyan herkese çok teşekkür ediyorum. 

ANKET

Doğum Yeri-Tarihi:İstanbul 1986
Favori Takımı:Beşiktaş
En Sevdiği Sinema Sanatçısı:Adile Naşit
En Sevdiği Ses Sanatçısı:Yalın,Justin Timberlake
En Sevdiği Müzik:Nature Boy
En Sevdiği Sinema Tarzı:Bilim Kurgu,Romantik,Komedi
En Sevdiği Müzik Tarzı:Lounge,Jazz,RnB,Hip Hop, Electronic,Pop
En Sevdiği Yemek:Çin Yemekleri,Sushi
En Sevdiği İçecek:Şampanya
En Sevdiği Renk:Pembe