Hayata karşı inatçı olmak...Hayal kurduysan, o hayalleri gerçekler uğruna terk etmemek, gerçekleri onlar uğruna terk etmek.Bazısı "asi"lik der  bunun adına,bazısı "deli"lik.Oysa ki, olması gerekendir bu.Hayata tutunmaktan önce, onu sımsıkı tutmak...Zeynep...Süper Baba'nın ilk göz ağrısı... "Aman her şey kolay olsun insanı" değildi."Zorlayabileceği kadar zorlasın,ama ki buna değsin" insanıydı.Bir insanın tutkularıyla yaşamasıydı.Fiko'yu en çok sınayan,"off" lar çektirten çocuğuydu belki.Ama ona en çok benzeyeniydi.Bilinen rol modellerinin aksine evin genç kızı motifinin değişmesiydi.Bir kızın "dantel"lere değil de kendine inanmasıydı.Düşe kalka, insanın kendiyle başa çıkmasıydı,büyümenin öyle kolay bir iş olamamasıydı Zeynep.Deniz kokan sokaklarda,ahşap ev gıcırtılarında,bilgisayarsız,cep telefonsuz bir zamanda bir genç kızdı.Hayat şarkının tam ortasından geçerken,o şarkıya takılandı.Sadece babasının değil bizim de "asi kızımız"dı.Evet Sevinç Erbulak daha da doğrusu Sevinç Erbulak Midyat .Süper Baba'yla hayatımıza sızdıktan sonra her daim bizim evin bir parçası olarak kaldı.Başka rollere taşındı.Aşık oldu,evlendi,anne oldu.Onunla ilgili her güzel haberde yüzümüze "sevinç"  yerleşti.Çünkü içten olmak böyle bir şeydi.Kopulmaz bağlar yaratırdı..Şimdi,Yüzünüzde "sevinç"e yer açın. "bizim kız" konuşacak çünkü.

Editör: Süper Baba’nın ekibinde kendinizi nasıl buldunuz? O zamanlara dönüp bunun hikayesini anlatır mısnız?

Sevinç Erbulak Midyat: Süper Baba, ilk 39 bölüm oynadığı zaman benim başladığım dönemdeki kadar kendini duyurmuş bir dizi olmamış.Ben bile teklifini aldığımda seyrettiğim bir dizi değildi.İlk 39 bölümde çok seveni olmuş ama kendi içerisinde özel bir zümre olarak çok sevilmiş.Seçilecek oyuncunun yetenekli olmasının yanında önceki arkadaşıma da benzerlik arıyorlardı.Çünkü karakter kim olursa olsun  dizilerde oyuncu değişikliği kan kaybıdır sonuçta.Yüz-yüz elli kişi arasından son ikiye kalmıştım hatta diğer kişi Yeliz’e(Yeliz Tozan) çok daha fazla benziyordu ama ben eğitim olarak ondan daha şanslıydım o yüzden seçildiğimi düşünüyorum o da bir tırnak farkıdır.Çok şaşkınlık yaşamıştım ;çünkü başlayacağım ilk işimdi ve raitingin kaç olacağı benim için hiç önemli olmadı. Gerçekten benim için nefis bir ilk okuldu.

 

Editör: Zeynep karakterinin diziye tam da oturduğu sıralarda bir başka oyuncudan bu karakteri devraldınız.Sizin için kendinizi izleyiciye kabul ettirebilmek zor olmuş muydu?
Sevinç Erbulak Midyat: Ben fikir olarak bir başkasından bayrak devralmayı hiçbir zaman etik olarak doğru bulmuyorum televizyonda.Dolayısıyla öğrencilik yıllarımda beri çok ciddiye aldığım için işimi bu teklif sırasında birinin yerine geçme fikri beni yeni bir oyuncu olarak tabi ki korkuttu.Ama daha önce de dediğim gibi çevremdeki on kişiden sekizi benim diziye katılacağım zamanlarda henüz Süper Baba’yı çok iyi tanımıyordu.Belki dizinin daha ileriki bölümlerinde bu teklifi almış olsaydım başka bir plan düşünelim bile diyebilirdim korkumdan.Ama benim başladığım bölümlerden itibaren tehlike çanları o kadar kuvvetli  çalmıyordu.Beni görenler “A çok iyi ya çok yakıştın hiç aramadık  Yeliz Tozan’ı” demişlerdir bana, Yeliz’e de: “Ya ne alakası var Sevinç Erbulak’ın orada seni çok özledik” diye tepkiler  vermişler..Ama önemli olan bir müddet sonra Yeliz’i arayan seyirciye de Sevinç Erbulak’ı kabul ettirmek o başarıdır.Dediğim gibi bu söylediğim şeyin çok taraftarı değilim.Biz tiyatroda -Allah korusun- hastalık,sağlık sebebiyle arkadaşımızın yerine 3 dakikada hazırlanıp çıkmışızdır.Çünkü orada bir perde kapanmasın etiğimiz vardır.Ama televizyonda-büyük konuşmayayım- kendimi ve ilkelerimi bildiğim kadarıyla söyleyebilirim ki çok tutmuş bir şeyin içine ve hakkı sayılır bir rolde oynayan kadın oyuncunun yerine çok zorunlu olunmadıkça,birinin canının yakıldığı bir işse “a onun canını yakmışlar banane” deyip, o insanın yerine başlamam.

Editör: Ailenin en büyük çocuğu olarak sizce Fiko nasıl bir babaydı?
Sevinç Erbulak Midyat: Olması gerektiği gibi bir babaydı.Bizim Türk aile toplumunda-maalesef- baba genelde bir köprünün ucundaki adam köprü de annedir.Annenin üstüne basan çocuklar ve babaya dileklerini o köprüye mektuplar bırakarak ulaştırmaya çalışan bireyler.Fiko’nun çocuklarıyla olan ilişkisinde de boşanmış bir ana-baba olmalarına rağmen hiçbir zaman dertlerini babaya bir başka insanın ağzından anlatmadılar.Bunu çok sağlıklı buluyorum çünkü insan ilişkilerinde sıkıntın ya da derdin kiminleyse bunu o insana anlatmalısın diye düşünüyorum.Bu anlamda Fiko özellikle diziyi çektiğimiz yıllarda da biraz idealize edilmiş bir babaydı.Bir ayrılık babası olmasına rağmen bunu aileye hiçbir zaman bir yara olarak hissettirmeyen, ayrılığın da birliktelik kadar negatif bir durum da olsa hayatımızın içinde var olduğunu anlatmaya çalışan bir babaydı.Ama işin tuzu biberi olarak da arada bir  bana hırçınlıklar ,Alim’e hırçınlıklar,Mine’ye hırçınlıklar yazıyorlardı ki dizinin bir rengi olsun diye.O zamana idealize edilmiş bir baba diye biliriz, benim içinse normal bir babaydı.Bugün benim eşimin kızımıza yaptığı babalığı yapıyordu.Ben de  zaten bir babanın öyle olması gerektiğine inanıyorum.

Editör: O kocaman ahşap evin en büyük çocuğuydu Zeynep.90’lı yıllarda  birçok insan için hayallerini gerçekleştirmek adına ilham kaynağı olmuştu.Siz Zeynep karakterini nasıl yorumluyorsunuz?

Sevinç Erbulak Midyat: Zeynep, aslında bir Türk  ailesindeki kendi ayakları üstünde durmak isteyen bir kesimi temsil ediyor.Bir takım düşleri var ve onların peşinden gitmek istiyor bir şekilde.Ama bu düşler tehlikeli düşler değil,dejenere düşler değil.Bir meslek seçiyor onu yapmak istiyor.Zeynep sadece damarına basıldığında baş kaldırması gerektiğini hissediyor ya da engellenmek istediğinde baş kaldırıyor. Bunu çok sağlıklı bir insan davranışı olarak algılıyorum ;çünkü hayallerine sahip çıkabilme lüksü her bünyede var olabilen bir damar değil.Bu anlamda Zeynep hep bir sürü genç arkadaşa-ama konservutuar sevdalısı bir sürü genç arkadaşa ama herhangi bir meslek seçmiş bir sürü genç arkadaşa-iyi bir model olmuştur.O günler için cesur bir işti.Bütün bunlardan dolayı Zeynep’i çok güzel hatırlarım.Hem de taklitlerinden sakınınız diye özellikle altına bir ibare geçmek isterim(Gülüyor).

 

Editör: Dizinin son bölümüne şahitlik etmiş birisi olarak o günü bize anlatabilir misiniz? Sizin ve diğer oyuncular için Süper Baba’ya veda etmek  zor olmuş muydu?

Sevinç Erbulak Midyat: Dizide en net hatırladığım gündü.Çünkü sabahtan itibaren hüzün dolu bir gündü.Bir gün öncesinde uyurken yatağın içinde dönüp durduğum bir geceydi.Biteceğini biliyorsun.Bir kere çok büyük bir alışkanlık:Annenden,babandan,erkek arkadaşından,kardeşinden, ablandan daha çok gördüğün insanların bir anda hayatından çıkacağı bir gün.Şimdi ne olacak sorusu çok netti kafamda.Çengelköy’deki insanlar üzgün,kahvenin gerçek sahibi üzgün,camide her gün namaza gelen insanlar üzgün.Karşıdaki balıkçı da üzgün bakıyordu o sabah bana.Bilmiyorum oyuncular  dizileri bittiğinde bu kadar üzülüyorlar mı ama o günü genel anlamda çok hüzünlü hatırlıyorum.Oradaki korkum oradaki insanları çok özleyeceğimdi.Korku yerinde çıktı ve şimdi çok özlüyorum.

 
Editör: Kendinizi şu anki konumunuzdan soyutlayacak olursak,Çengelköy gibi sımsıcak bir semtte  yaşayan,Fiko gibi bir babanın kızı, Alim ve Mine gibi iki kardeşin ablası ve Yakup Dede gibi bir dedenin torunu olmayı ister miydiniz?
Sevinç Erbulak Midyat: Birebir soyutlama yapılabilirse -ki bu güç-çok isterdim ama iyi bir ailem oldu hep.Bu soruya ancak kendi özelimde birtakım deliklerim olsa kapatılması gerekiyorsa seve seve evet yanıtını verirdim.Ama şu anki konumumu değiştirmek istemem.Sorarsanız ki gözünü o ailede açtın o ailede kapadın öyle bir ailede mutlu musun?Evet çok mutluyum.Büyük aile modellerini her zaman çok sevdim.Eşimin çok büyük bir ailesi var.Benimse o kadar büyük değil.Ancak nerede kimim var,kaç yaşında,ilişki biçimi olarak benim neyim hepsini bilirim.

 

Editör: Sevinç Erbulak’ın Zeynep’le ortak yanları var mıdır?

Sevinç Erbulak Midyat: Ortak yanı da var ayrıldığı yanlar da.Zaman zaman Zeynep çok tartıştı babayla,anneyle…Çünkü baba ve anne aynı şeyi düşünmüyorlardı çoğu zaman.Oralarda ayrılıyoruz Zeynep’le.Çünkü benim konuşabileceğim bir babam ve konuşabileceğim bir annem var hayatta.Ama Zeynep’e çok benzediğim ve bu benzediğim yerle ilgili olarak da zaten birebir iç içe geçtiğimiz ortaklıklar var ki o da hiç kimseye,hiç kimsenin cebine ve maneviyatına muhtaç olmadan her durum ve her koşulda bir insanın kendini varlayabilme çabası.Ben hayatta şuna inanmıyorum :Hiç kimse hiç kimseye mecbur değildir.Aç kalabilirsin,istediğin evde oturamayabilirsin hayat istediğin kadar büyük olmayabilir;ama kendinle barışık kalırsın ve kendini seversin.Şu anda kimsenin hayalini yaşamıyorum,kimse istediği için oyunculuk yapmıyorum,ailem istedi diye o insanla evlenmedim.Dolayısıyla çok çok ayrılmıyoruz Zeynep’le.Zeynep de muhtemelen istediği insanla evli,istediği işi yapan,bir şekilde kendi hayatını döndürebilen bir yetişkin olurdu.

 

Editör: Dizinin final sahnesinde sizin yorumunuzla “bu şarkı Fiko için” diye başlayan bir şarkı dinledik..Final sahnesinde böyle bir çalışmayı uygun görmek kimin fikriydi.

Sevinç Erbulak Midyat: Senaryo grubunun fikriydi.Sadece söylemek istedim.Çok güzel olduğunu düşünüyorum.Benim öyle kaset çıkaracak kadar iddiam yok.Başlayıp,omuzlayıp devam ettiğim bir dizinin finalinde şarkıyı söyleyebilecek kadar gücüm vardı.Sonuçta benim için çok da güzel bir anı olarak da kaldı.

 

Editör: Dizide rol aldığınız süre içerisinde oyunculuğunuzu geliştirmenizde dizi ekibinden kimlerin yardımı olmuştu..?

Sevinç Erbulak Midyat: Herkesin! Bu soruya özel bir şahıs yanıtı vermeyeceğim.Çünkü insan en çok ustalardan büyüklerinden öğrenir diye genel geçer bir kural vardır.Elbette vardır.Saygı duyarım ama benim dönüp Payende’den bile öğrendiğim çok şey olmuştur.Şu anda hocalık yapıyorum,üniversitede hocalık yaparken de öğrenme sürecim devam ediyor.Ben öğretiyorum ama öğretirken de bir şeyler öğrenmeye devam ediyorum.Çünkü bu iş kendini öğrenmeye kapattığın an kendini öldürdüğün andır.

 

Editör: Dizideki kardeşleriniz Mine ve Alim’i canlandıran Payende Çizmeci ve Eray Demirkol’la  setteki ilişkileriniz nasıldı?

Sevinç Erbulak Midyat: Biz onlarla bir müddet sonra abla kardeş olduk.Eray’ın çektiğimiz bir reklamda “Ya Sevinç Abla önce hangi beyaz eşyayı almakla başlayayım anneme sürpriz yapacağım” dediğini hatırlarım.Benim ona “Ya Eray gelsene aşağıda Arçelik’ten anneme bir tane robot alacağım sen almıştın iyi çıktı mı?” dediğimi hatırlarım.Payende’nin sete gerçek ödevleriyle geldiğini ve sonsuz bir gayretle yardım etmeye çalıştığımı hatırlarım.O koca 3,5 yıl boyunca ailevi sorunlardan ikili ilişki sorunlarına kadar birbirimizin her şeyiyle haberdar olduk.

 

Editör: Zeynep,Fiko’nun bütün itirazlarına rağmen büyük bir kararlılıkla okulunu yarıda bırakıp çok sevdiği konservatuar eğitimini almaya başlamış ve babasıyla da aralarının açılmasına neden olmuştu.Siz de gerçek hayatınızda böyle bir ikilemde kalmış olsaydınız hayallerinizin peşinden mi koşardınız yoksa birilerinin istediği yoldan mı giderdiniz?

Sevinç Erbulak Midyat: Bunu herhalde on sorudan beri söylüyorum (Gülüyor).Hayyalerimin peşinden koşardım.Çünkü kişinin sonradan kendine düşman olması herhalde Allah'ın bir insana vereceği en büyük ceza olurdu.Ne olursa olsun hayallerimin arkasından giderdim.

 

Editör:Dizide Fiko ve çocuklarının yaşamını sürdüğü ve belki bazılarımızın da öyle bir evde yaşamanın hayallerini kurduğu bir ahşap ev vardı…Bu evin yıkılarak diziye dair anıların da yok olması hakkında neler düşünüyorsunuz?

Sevinç Erbulak Midyat: Evet yıkıldığını biliyorum.Hatta çok yeni gittim.Belki de duyduğun anda gitmemek gerekiyor.Ben orayı öyle gördüğümde birden bire sanki bu yaşananlar  başka birinin başından geçmiş de ben de bunlara tanıklık etmişim gibi oldu.Çünkü sadece bir dizide oynadığım bir evin yıkılması değil.Ben anılarıma çok sahip çıkan bir insanım. Süper Baba’nın evini o halde görmek ve gerçek anlamda öyle olduğunu bilmek insanı çok yaralayacağı için ben psikolojik olarak bundan kaçmayı tercih ettim.Siz şimdi bana bunu sorduğunuz halde bile sanki ben orayı son gördüğüm şekliyle değil son ev sahneleriyle çektiğimiz gün gibi hatırlamak istiyordum.Ben 3,5 yıl boyunca daha çok o evde uyudum, daha çok o evde uyandım.Daha çok o evde sabah,öğle ve akşam yemeklerini yedim.Kendi evimi hatırladığımdan daha net hatırladığım için gönlüm isterdi ki öyle bir şey olsun ki bütün bu çocukluk anılarımı-Sevinç olarak da tanıklık ettiğim anılarımı-bir daha aynı şekilde yapılsın,eşyalar da konsun orası Süper Baba müzesi olsun,içinde oyuncular söyleşiler yapsın zaman zaman Eray gitsin otursun,Ben kızım Kavin’i götüreyim.Kısacası orayı öyle görmek çok acı .Ama yapacak bir şey yok hayat devam ediyor.Dünya,sen,ben,Eray, Fiko herkes değiştiği gibi ev bile durmamış yerinde.

 

Editör: Süper Baba 10 yıl sonra bile hatırlandığında içimizi cız ettirecek bir dizi, bunu biz çok iyi biliyoruz. Peki siz bu dizinin bunca yıl sonra bile hatırlanmasını ve oyuncularıyla röportaj yapmak için uğraşan birilerinin olmasını  neye bağlıyorsunuz?

Sevinç Erbulak Midyat: Diziye bağlıyorum! Ben Süper Baba için internette bir çalışma yaptığınızı duymuştum.Ama elektronikle çok sınırlı olduğum için doğrudan bir irtibatım olamadı.Çok temizmişiz demek ki .O temizlik o saflık o duruluk kaldı sizlerin de aklında ya da bugün çok kirli ki her şey Süper Baba’nın değeri daha iyi anlaşılıyor.Daha önce de esprisini yaptık:Şu gün herhangi bir kanala Şevket Abi,Yavuz Abi biz bütün kadroyla hiçbir değişiklik yapmadan 10 yıl sonra ibaresiyle devam etmek istiyoruz dese hiçbir yerin hayır diyeceğine inanmıyorum.Ama yapılmamalı.Çünkü temiz kalmamasının sebebi de hiçbir zaman kendini tekrara düşürmemiş olması ailenin nereliyse hep oralı kalmış olması.Senaristin,yönetmenin oyuncunun…böyle bir çarp içinde değişmemiş olması belki bugün benimle birlikte röportaj için aynı günü paylaşır kılıyor.

 

Editör: Dizinin kadrosunda bulunduğunuz süre zarfında unutamadığınız  anılarınızı bizlerle paylaşır mısınız?

Sevinç Erbulak Midyat: Fiko’nun  hapiste olduğu bölümlerde bir beceriksiz avukat rolüyle diziye  girmişti Türkiye’nin en yetenekli oyuncusu (Bülent Emin Yarar).Şevket Abi Akmerkez'de yürüyen merdivenlerde çıkıyormuş adamın birisi de aşağı iniyormuş.Adam bir akrobasi yaparak inen merdivenden çıkana atlayıp Şevket Altuğ’a “Abi dur" deyip cüzdanını çıkarıp heyecanla kartları havada  uçuşur bir halde "O adam seni çıkaramayacak içerden" diyerek bir avukat kartı uzatmış.Şevket Abi o adamın inancını ve ilizyonunu kırmak istemediği için çok teşekkür ederek kartı almıştı.Bir tane de benim başıma gelmişti.Akademi İstanbul’da okuyorum dizide. Fiko da minübüsünü satmış benim eğitimim için.Seyirci anlamında aile büyükleri de bana çok sinirli.Ben de özel hayatımda Müjdat Gezen Sanat Mekezi’nde öğrenciyim.Otobüsle oraya gidiyordum.Otobüsteki bir kadın çok kötü bakmaya başladı.Bana mı bakıyor diye emin olmak için dönüp ben de ona bakmaya başladım.En sonunda duracağım durak için düğmeye bastım.Kadın yanıma gelip beni tartaklayarak “Sen nereye gidiyorsun” dedi.Okula gidiyorum dedim çok şaşırarak.”Hangi okula gidiyorsun” dedi.Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne dedim.”Demek sen babana yalan söylüyorsun.” Aman aslında ben falan diyemeden  kapı açılınca kadın beni aşağı attı.Dosyalarım çantalarım Ziverbey durağında yerleri öptüm.Sonra Şevket Abi’ye sete gidip Abi böyle bir şey oldu dedim.Şevket Abi sarıldı sakinleştirdi.O kadını hiç unutmadım.Ama aslında ben orda oynuyorum deseydim heralde inanmayacaktı.Herhalde Zeynep olarak ,Akademi İstanbul’da okuyan Bülent Ortaçgil’in öğrencisi olan kız olarak varlamış.

 

Editör: Süper Baba’nın yayında olduğu dönemlerde dışarıdaki insanlar nasıl tepkilerde bulunuyordu.Diziye dair telkinlerle karşılaşıyor muydunuz?

Sevinç Erbulak Midyat: Genelde çok teşekkür ederiz Zeynep-Sevinç falan yok zaten- sayende şu sınava girmeye hak kazandım.Sayende sevdiğim işi yapıyorum.Genelde hep yapmak istedikleri için önce itirazla karşılaştıkları ailelerine bu rol modellerde,bu doğru anlatımdan hırçın ve antipatik olmayan anlatımlardan ötürü kabul ettirebilmiş gençler vardı çevremde.Hatta aile olarak yürüdükleri zaman da kızlar ya da çocuklar göz kırpıp devam işareti yaparken anne babalar da "Çok üzme tamam mı babanı.","Artık değiştirme tamam mı düşüncelerini.","Dikişini tuttur tamam mı yavrum.","Motora da binme bak çok tehlikeli."  gibi farklı yorumlar alırdık.Yani her yaşın başka bir yorumu oldu o diziye.Ama hiçbir zaman can acıtıcı eve gittiğimde neden bana böyle bir şey söylendi dediğim hiçbir şey olmadı.O otobüsteki tartaklama dışında.(Gülüyor) Ama onu da negatif bir şey olarak  hatırlamıyorum.Onu da şu an çok gülümseyerek hatırlıyorum.

 

Editör:Fikret dizide genel olarak ailesinin,arkadaşlarının özellikle de çocuklarının her daim yardımına koşan herkesin derdine derman olmaya çalışan biri olarak karşımızdaydı..Bu da onu Süper Baba yapan durumdu.Yalnız işin içine aşk girince, sanki o da süper gücünü yitirdi.Zaman zaman kendini bıraktı.Bu noktada, sanki dizinin adı ile çelişildi, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Sevinç Erbulak Midyat: Süper olmak:Aklın ve sağduyunun kaliteli olmasıyla ilintili bir şey.Ne kadar akıllıysan,aklın ne kadar sana hükmedebiliyorsa,sağduyun vicdanın ne kadar gelişkinse o kadar süpersin.Aşk bütün bunları zaten adı aşk olduğu için mantığı alan aklı alan bir şey olduğu için Süper Baba adıyla o zamanlarda çelişmesi bence işin tadı tuzu  ve hayatın gerçeğiydi.Çünkü aşkın süper olduğuna ben inanmıyorum.Hiçbir ilişki modelinde yani anne çocuk ilişkisinden sevgililik ilişkisine kadar içinde aşk kelimesi geçen  hiçbir ilişki modelinde mantık kalmıyor.Süperlik kalmıyor.Aşk zaten kendi içerisinde çok çelişen bir şey.Karşılığı varsa bir müddet iyi gidebiliyor.Ama hiçbir zaman aşk beş yıl on yıl yaşamıyor iki insan arasında.En büyük aşlkar bile iyi bitmiyor.Edebiyat tarihinde,bütün senaryolarda da böyle.Dizileri izlenir kılan da bence bu:Sürekli iyi gitmemesi aşkın kendi içinde çatışması.Süper Baba’mız aşk sırasında süperliğiyle çatışmıştır.Bunu da o kadar normal karşılıyorum ki zaten dört çok farklı kadınla birlikte oldu.Eşi,ilk aşkı sonra onunla olamamasından ötürü tutkusu Deniz ve sonra da en çelişkili ve çatışmalı ilişkisini yaşayıp hayatını birleştirme kararı aldığı Elif.Bunu da senaryo grubu çok güzel başardı diye düşünüyorum.Birbirine o kadar benzemeyen kadınları soktu ki adamın yaşantısına  her defasında aklı ve mantığı gitti,kaybetti bu iki olguyu.Süperliğiyle çelişti.Süperliğiyle çelişmesini hiç negatif bir şey olarak algılamıyorum.Zaten ben hayatta süper olma durumuna kesin olarak hiç inanmıyorum.Bir insanın aynı anda süper anne,süper aktris,süper eş,süper aşçı,süper arkadaş olabileceğine inanmıyorum.Hepsinde zaman zaman süperleşiyoruz.Zaman zaman kendimizle de çatışıyoruz.Buradaki kilit kelime uyum olabilir.Hayatla bir uyum yakalamak.Ve o yakaladığın uyumu bütün ilişki biçimlerine yayabilmek eşit derecede dağıtabilmek.Dolayısıyla Fiko zaman zaman komikleşiyordu bence yaşadığı aşklarda.O sağlam baba figürü çocuklaşıyordu.Bize aktardığı tecrübeleri kendi hayatında uygulayamaz oluyordu.Ama aşk da böyle bir şeydir.Bir başkasının hikayesine çok güzel öğretmen olabilirsin,fener elindeyken ışık tutabilirsin ama feneri yitirdiğinde dolayısıyla o sırada birileri sana fener tutar ve yolun nerde olduğunu gösterir-eğer yardım almak istiyorsan.-Fiko da bu anlamda süper gücünü yitiriyordu.Sonra Sümer Abi’yle ,ya da ikili ilişkiye girdiği insanın yardımıyla o gücü tekrar kazanıyordu.

Editör: Süper Baba’nın müzikleri hakkında neler düşünüyorsunuz.Yeni Türkü tarafından hazırlanan ve birçoğunda da Cengiz Onural’ın katkısı olan müzikler.

Sevinç Erbulak Midyat: Nefis olduklarını düşünüyorum.Önemli müzik adamlarıyla bu dizi sayesinde bir araya gelme olanağımız oldu. Yeni Türkü sadece Süper Baba’ya olan katkısıyla değil bizim ülkemizin müziğine olan katkısıyla  da benim için önemlidir.Tartışmasız bir şekilde Yeni Türkü’yü kendi gönül verdikleri işte çok ayrı bir yere koyuyorum.Hiçbir zaman bozulmayacaktır.İnancım onlarla ilgili her zaman bu oldu.Dizilerin müzikleriyle de var olduğuna ya da yok olduğuna çok inanıyorum.Müzik çok önemli bir destek.Zaman zaman çekerken bile "burada şimdi arkada bu çalacak" diye hissedip o müzikle oynadığım oldu.Gerek Yeni Türkü’nün müziği gerek Oya Küçümen’in-o başka kim tarafından söylenirse söylensin bu şekilde algılanmayacak olan-o şarkısı bence efsaneyi efsane kılmada bizler, görünmez kahramanlar ve teknik kahramanlar kadar değerli bir taşıdır dizinin.

 

Editör: Sizi genelde dizilerden ve tiyatro sahnelerinden takip ediyoruz.Peki sinema adına gerçekleştirmek istediğiniz hedefleriniz var mı?

Sevinç Erbulak Midyat: Benim bir sinema filmim oldu bu güne kadar.Reha Erdem’le yaptığım "Beş Vakit".Çok gönüllü bir işti.Zaten çok figüratik olarak içinde gönüllü  yer aldım.Sinema filmi o kadar başka bir şeymiş ki ne diziye ne tiyatroya o kadar benziyormuş.Zorlanacağımı tahmin etmiştim ama bu kadar zorlanacağımı düşünmemiştim.Kötü bir anlamda zorlanmadım yepyeni bir dünyayla tanıştım.Bu anlamda gene mesela Reha’nın içinde var olabileceğim bir düşüne figürlük etmeyi çok isterim. Çağan Irmak arkadaşım-çok sevdiğim bir sinema gözü-onun bir işinde yer almayı çok isterim.Fatih Akın’ı çok beğeniyorum.Çok cesur ve hangi pencereden baktığını çok net aktarabilen bir yönetmen olduğunu düşünüyorum.Ben sanatın çok politik bir şey olduğuna inanıyorum.Hem dert anlatan bir şey hem muhalif bir şey.Onun için bir sinema filminin çok farklı bir anlatımla çok yetenekli oyuncuları buluşturmuş ama hiçbir söylemeyen bir sinema filminin benim için görsel bir değeri olmuyor. Ama işin içinde bir pencereden baktığını çok iyi anlatan,bir politik içeriği olan, hayatta nerden ve neyi temsil ettiğini gösteren işleri çok beğeniyorum.Bu anlamda Reha da böyle bir adamdı.Ben o düşün içine onun için dahil oldum.Onun için bir ya da daha fazla sinema filmi çıkacaksa hayatımda ya Reha’nınki kadar iyi ya da ondan daha iyi şeyler olmasını isterim.

 

Editör: Dizide canlandırdığınız karakterle aynı adı taşıyan dünyalar tatlısı bir kızınız var.Anne olmak sizin için nasıl bir duygu?

Sevinç Erbulak Midyat: Anne olunca başka biri oluyorsun.Yani 31 yıl başka biriymişim 6 kasım 2006 dan itibaren başka biriymişim.Kendime yabancı falan değilim ama anne olma hali birilerinin sana anlattığı zaman anlayabileceğin bir şey değilmiş.Onu çok net tecrübe ediyorum.Genelde anne olmadan önce bir çocuk doğurmuş artık hayatında sadece bu var diye eleştirirdim.Öyle oluyormuş.Çocuk doğurduğun zaman bir müddet gerçekten hayatında sadece o oluyor.Bir de gelme zamanını senin belirlediğin bir şey olduğu için seni uyutmaması,ağlaması,talepleri,taleplerini henüz anlatamayan bir yaşta olması bunların hiçbirine sinirlenemiyorsun.Negatif tepki gösteremiyorsun.Sabır ölçeğin sonsuz genişliği o.Şefkat ölçeğin sonsuz genişliği o.Eşimle hep konuşuyoruz hayatımız değişti demek bile eksik kalır.Dönüştük başka olduk artık.Bütün önceliklerimizin yeri değişti.Hayatımda mezun olduğum görünen ve görünmeyen bütün okullardan çok daha zor bi okula başladım.Ve tecrübeyle sabittir ki diğer benden önce anne olan insanların sözü bu hakikaten hiç bitmeyecek bir öğrenim.Sanat hayatını bile bitirip izdivaya çekilebilirsin.Ama annelikten terfi evine çekilemiyorsun.Annelik çocuğun altmış yaşına geldiğinde de hayattaysan hala annelik ve hala sana manevi olarak da maddi olarak da sana bir şey danışan ve sana ihtiyacı olan biri var hayatta.Hiç böyle bir şey yaşamamıştım.Hiç kimsenin bana bu kadar ihtiyacı olmamıştı.Adının Zeynep olması tamamen eşimin ismi çok sevmesi ile ilgili bir şey.Değerli bir taş demekmiş.Kavin’i de- çok güzel bir Güney Doğu ismi güçlü sağlam kavi den geliyor Fars kökenli.İnsanlar isimleriyle yaşadıkları için hem değerli olsun istiyorum hayatta hem de güçlü kuvvetli bir çocuk olmasını,bize bile muhtaçlık sınırını çok çaktırmadığı bir muhtaçlık sınırında yaşamasını istiyorum.O’nun kendini varlayabilen bir birey olmasını istiyorum.İsmini de büyük tartışmalardan sonra  böyle koyduk.

Editör: Çat Kapı’dan sonra ekranlarda görünmediniz.Yakın bir zaman içerisinde sizi tekrardan televizyonlardan izleyebileceğimiz bir çalışmanız olacak mı?

Sevinç Erbulak Midyat: Şu an yok.Çünkü ben Kavin’e hamile kalınca kendime öyle bir karar aldım.Çok da doğru bir karar olduğuna inanıyorum.Her şey geri gelebilir hayatta yaptığım işle ilgili ama Kavin’in ilk  yürüdüğü gün bir daha geri gelmeyecek.Anne babadan önce kedi dediği an bir daha geri gelmeyecek.Eve döndüğümde annem Kavin bugün kedi dedi ilk defa diyebilirdi ve o anı tanıklık etmekle biri tanık ettiğinde onu duymak arasında beni acıtacak bir fark var.Tabi ki başlamayı çok istiyorum ama belki biraz bu televizyon dizileri olarak fazlalığın azalması gerektiğini çok inanıyorum.Tekrar eski kalitesine kavuşmasına istiyorum.Önce tiyatro oyunum başlayacak.O programın efendisi olduğumda gelecek bir teklifle şartlar doğrultusunda ilgileneceğim.

 

Editör: Günümüz dizileriyle ilgili de bir soru sormak istiyoruz.Reşat Nuri Güntekin’in eseri Yaprak Dökümü’nde  uzun bir zaman Necla karakterini canlandırdınız. Eser iki sezondur da  televizyonlarda yayınlanıyor.Siz Yaprak Dökümü’nün televizyon uyarlamasını nasıl buluyorsunuz? Şu an yayınlanan diziler arasında izlenmeye değer olduğunu söyleyebilir miyiz?

Sevinç Erbulak Midyat: Şu an izlenmeye değer arasında sayabileceğim diziler arasında birinci sıradaydı Yaprak Dökümü.Ben ilk başladığımda o tutucu damarımdan ötürü çok da olmaz gibi hissettim niyeyse.İlk 5-6 bölümünde de açıkçası çok içime sokmadım diziyi.Tabi bu önyargısız olamamakla ilgili bir şey.Çünkü çok uzun süre oynadık.Romana bir yere kadar sağdık kalındığı için mecburen televizyonda yaşaması ve devam edebilmesi adına romandan kopmak ve başka bir yere gitmek zorunda dizi.Ama o tutucu tarafım buna ilk başta karşı çıktı.Şu an içindeki herkesi müthiş bir konsantrasyonla seyrettiğim ağladığım,güldüğüm bittiğinde üzerinde düşündüğüm,çok güzel oynandığına ,çok şerefli oynandığına inandığım bir dizi.Yaprak Dökümü’nde de Süper Baba’daki gibi kolektif çalışmayı görüyorum.Küçük Ayşe’den Halil Abi’ye kadar Güven Abla’ya kadar bütün oyuncuların müthiş bir ustalıkla oynadığına inanıyorum.Şu an diğer aile dizilerinin yavan kalmasının başarısız olmasının en büyük sebebi:Yaprak Dökümü’nün önlenemez başarısıdır herhalde.İçinde olmayı çok isteyebileceğim bir yapım.O da-zamanında kendini tekrar etmeden bitirilirse- unutulmayacak bir dizi diye düşünüyorum.

Editör: Son olarak bizi kırmayıp röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz ve sorularımıza bütün içtenliğinizle cevap verdiğiniz  için size çok teşekkür ediyor,Süper Baba’nın izleyenlerine olan mesajınızı almak istiyoruz.

Sevinç Erbulak Midyat:Bu tip oluşumlar yapılan iyi işlerin bir şekilde karşılığı olduğunu bana gösteriyor.Ben öncelikle bundan ötürü çok gurur duyuyorum.Çünkü yalnız hissetmiyorsun kendini.Ekipteki 100 kişi kadar değilmişiz onu görüyorum.Ya da işte bütün çalışanlarla girip çıkanlarla 200-250 kişi olduysa yayılmışız 25 milyona.Onlara umarım hayatlarında gene o lezzette diziler armağan edebileceğiz.İyi seyirci olmalarını öneriyorum.Neyi seyredeceklerini çok kaliteli karar versinler ki kaliteli insanlar görsünler.

RÖPORTAJ  YORUMLARI

Önser Çetinkaya-Röportajı okurken duygulandım,eski günlere daldım birdenŞu an 27 yaşındayım ve hala dün gibi hatırlarım diziyi;tek  bir bölümünü kaçırmadan izlediğim Süper Baba'yı.O kadar saf temiz duygularla insana dair ne varsa anlatılan,yüreklermizi sızlatan,yeri gelince beraber ağladığımız mükemmel bir dizi.Röportaj ise çok güzel.Hala o günlerin heyecanı var.Ben amatör tiyatro yaptım.Sevinç'le görüşmemiz olmuştu,O'nun görüşlerini almıştım,çok değerli bir insan,söylememe gerek yok zaten.Bir hayranı olarak belirtmek istedim! Sevinç'in tüm oynadığı oyunları izledim .Türkiye şartlarında tiyatro yapmak çok zor ve ben başaramadım bu savaşta yenildim hatırı sayılır bi emeğim olmuştu tiyatro için.Hala kırıklığını yaşarım liseden beri.Sevinç, gerçek bir sanat emekçisidir onu saygıyla selamlıyorum.Tüm Süper Baba gönüllülerine selamlar.
Elçin Alptekin-Bu isim hakkında söylenecek tek şey var:Dizinin ilk kelimesiyle eş:Süper.Tabi ki röportaj da çok güzel ve içten.Ee karşınızda Sevinç Erbulak olur da içten olunmaz mı? Teşekkürler.