Nihat'ın çırağı Cemil.O'nu hep Nihat'ı sinirlendiren davranışlarıyla  seyrettik.Birçok kez Nihat'la ters düşse de Nihat'ın Cemil'siz Cemil'in
de Nihat'sız yapamayacağını gördük.Nihat'ın O'na hep "bana patron deme" deyişlerine,aynı kadına aşık oluşlarına,  Nihat'ın Cemil'den kazık yiyişine sonra da Cemil'in hatasını anlayarak Nihat'tan özür dileyişine şahit olduk.Evet Süper Baba'nın Cemil'i,Baba Evi'nin Çetin'i,Çemberimde Güloya'nın Selo'su,Sıdıka'nın Kenar'ı ,Yedi Tepe İstanbul'un Tevfik'i kısacası unutulmaz pek çok dizinin unutulmaz karakteri.Süper Baba'nın son bölümüne kadar uzun bir dönem dizide rol alma şerefine nail olan bir isim: Ümit Çırak.Aradan geçen 10 yıl Ümit Çırak'ın Süper Baba'ya olan vefasından hiçbir şey eksiltmemiş.Aksine geçen yıllar Süper Baba'nın değerini daha da anlamasını sağlamış...Sorduğumuz soruların arasında da şöyle bir cümle kullanıyor Ümit Çırak:
"Bugün oyuncu olan hatta bir sürü dizide başrol oynamış arkadaşıma sorsanız 'Süper Baba’da yer almak ister miydin' diye herhalde hepsi hayatlarından bir-iki yıl verirlerdi." On yıl aradan sonra seni burada görmek gerçekten çok güzel Cemil...

Editör: Süper Baba’da Nihat’ın kahvedeki yardımcısı Cemil rolünü canlandırdınız.Dizinin kadrosuna katılma süreciniz nasıl gerçekleşti.Biraz o zamanlara dönüp bize bunun hikayesini anlatır mısınız?

Ümit Çırak: Herhalde bu bugüne kadar yaşadığım en güzel hikayelerden birisi benim için.Özellikle dizi görüşmesine gitmek için en güzel hikayelerden birisi.O zamanlar Müjdat Gezen Sanat Merkezi oyunculuk  bölümünde 3.sınıfta okumaktaydım.Oğuz Aral’ın asistanlığını yapıyordum.O sıralarda bir ajans okula gelip bütün öğrencileri çekmişti.Ben de çekilen öğrenciler arasındaydım.Beni sürekli reklam görüşmelerine gönderiyorlardı.Artık oralara gidip gelmek için ciddi bir maliyetti çünkü öğrencisiniz başka bir işte çalışmıyorsunuz.O  dönemde bir telefon geldi.Bir tane dizi çekiyoruz dediler,görüşmeye çağırdılar ve ben de gittim.Hatta gitmem çok maceralı oldu:Elektrikler kesik,sular akmıyor…Her şeyin üst üste geldiği günler vardır ya.Evde bulduğum bir permatikle alelacele bir tıraş oldum ordan Kadiköy’e gittim.Kadiköy’den otobüse bindim Çengelköy’e gideceğim büro orada.Otobüste suratımdaki yarım yamalak sakallarımın kaldığını fark ettim. Çengelköy’de kahvenin karşısındaki caminin avlusunda tuttum sakallarımı yaktım ,suyla biraz kendine getirdim ve görüşmeye böyle gittim.Orda bana bir sürü soru sormaya başladılar-Sağa dön sola dön vs.-Ben sinirlenerek kim seçecek beni dedim. Yavuz Bey dediler.Yavuz Bey dediklerinin Yavuz Turgul olduğunu bilmeyerek Yavuz Bey bundan anlayacak mı benim  ne olduğumu?Bi text verin onu oynayayım anlatın bu ne demek oluyo? Ben çıktım gittim.Birkaç saat sonra Yavuz Bey gelmiş kasetleri seyretmiş beni aradılar  seçildiniz gelin dediler.Ben çok şaşırdım.Kim bu Yavuz Bey dedim. İyi ki söylememişler bana Yavuz Turgul olduğunu çok isterdim o işi ve kendimi kasardım.Sonra çekim yapacağım mekana götürdüler kahveyi falan gösterdiler.Diziye girişim böyleydi.

 

Editör: Nihat’tan sürekli fırça yiyen biri; ama Nihat’ın Cemil’siz Cemil’in de Nihat’sız yapamaması gibi bir durum da söz konusuydu.Siz canlandırdığınız karakter hakkında neler diyeceksiniz?
Ümit Çırak:Ne diyebilirim ki yani Cemil çok bizden biri hani belki Etiler’de, Levent’te görmezsiniz böyle tipleri ama yani ben, o sokaktaki o çok samimi o bildiğimiz kahveci çıraklarından bir tanesiydim.Çok yaşayan,sağımıza solumuza baktığımız anda görebileceğimiz.Yanımızdan jöleli saçlarıyla geçiverecek ya da yırtık paça pantolon alamamış ama kenardan ona kendi makas atabilecek bir tipti.

Editör: Süper Baba, mahalle ve aile yaşamını en içten, en doğal, bizim dilimizle anlatan gerçek bir efsaneydi.Peki siz bu 3 yıllık okulunuz hakkında genel olarak neler düşünüyorsunuz, anlatır  mısınız?
Ümit Çırak:Ben orda gerçek olmayı öğrendim.Yani kamera hakkında edindiğim teknik bilgilerden tutun kamera oyunculuğu nedir,kadraj nedir,kadraja göre nasıl oynanır,objektifin içine baktığında seni yakın mı çekiyor onları öğrendim.Ben oradaki diğer bütün ustalarımdan okulda aldığım derslerin ötesinde gerçek olmayı öğrendim.Onların nasıl yaptıklarını gördüm.Onların gerçekten ağladıklarını gördüm. Kamera karşısında gerçekten dolu dolu güldüklerini gördüm. Orası benim okulumdu.

Editör: Gerçek hayatınızda da Cemil’le ortak yanlarınız var mı?

Ümit Çırak:Bu hep sorulan bir sorudur.Bence bu çok yanlış bir sorudur.Cemil zaten benden çıkan bir şey.Ne kadar onu senarist yazmış, bir yönetmen yönetiyor olursa olsun orda o çay bardağını  getirip koyacak olan Cemil. Ama o Cemil  kim ?Kim yürüyecek; ben yürüyeceğim.O bardağı kim tutacak; ben tutacağım.Ben Cemil gibi tutacağım.Ama o bardağı tutan,orda kaypaklık yapan,orda kızan da benim..Şu an mesela Ezo Gelin’de kumarhanesi olan mafya babası gibi bir tipi oynuyorum.Ama benim ne kumarhanem var ne karanlık işim. Hayatımda hiçbir zaman elime silahı alıp da ateş etmedim.Benzerlik demeyelim buna.Böyle adamlar var.Böyle karakterlerin hepsi gerçek karakterlerse eğer, ben de gerçek bir insansam o gerçekliği bende taşıyabilirim.

 

Editör: 1991 yılından beri sanatın içerisinde bulunuyorsunuz.Sanat yaşamınızın ilk yıllarında da zengin sanatçı kadrosu bulunan Süper Baba’yla tanıştınız.Peki dizinin ekibinden  mesleğiniz anlamında kimlerden neler kazandınız?

Ümit Çırak: Aslında kazanmak demeyelim de totalde bu işte ben ne edindim.Ben gerçek olmayı öğrendim.Bunun içinde neler var onları da söyleyeyim ben size:Bir kere öyküleme çok iyiydi.Bir öykü nasıl kuruldu onu öğrendim.O öyküleme içinde benim tavrım nedir?. Onu öğrendim ama diyemem ki bunu İsmet Ay’dan bunu Şevket Altuğ’dan bunu Sümer Tilmaç’tan bunu Aytaç Yörükaslan’dan öğrendim diyemem ki. Ama total olarak bir gün aynı şeyi belki İsmet Abi yaptı,bir gün Aytaç Yörükaslan yaptı, bir gün Şevket Altuğ yaptı ,bir gün Sümer Abi yaptı. Ben o totale baktığımda öğrendim. Bugün ondan bunu öğrendim bundan bunu öğrendim diye bir şey kesinlikle söyleyemem.

 

Editör:Size bir de sitemizde bulunan anket sorumuzu yöneltmek istiyoruz.Siz Fiko’nun İpek,Deniz ve Elif üçlüsünden hangisiyle muradına ermesini isterdiniz.?

Ümit Çırak: Benim gönlüm İpek’te kalırdı herhalde.Çünkü o hani  mahalle eskisi,eski mahalle aşklarını falan düşünürsem benim gönlüm İpek’te kalırdı. Çünkü aşk dediğin debdebeli geçmeli.

 

Editör: Sümer Tilmaç…Oynadığınız sahnelerin büyük bir çoğunluğu bu isimle birlikte gerçekleşti diyebiliriz. O yıllarda Sümer Tilmaç’la aranızdaki iletişim nasıldı?

Ümit Çırak: Artık neredeyse abi-kardeş gibi olmuştuk.O kadar güzel bir adam ki Sümer Tilmaç beş yaşındaki çocukla beş yaşında olup, altmış yaşında adamla da altmış yaşında olan bir insandı.Sümer Abi çok destek olmuştur-Şevket Abi,İsmet Abi de öyle- çok içten davrandılar.Bir kere bu insanlar emektar insanlar ve bu işin gerçekten ciddi kökünden gelen insanlardır.Bu adamlar bu işi boylarıyla poslarıyla elde etmiş insanlar değil.Bu adamlar bu işe çekirdekten emeklerini vermiş insanlar.O yüzden o insanlar dizide oynayınca karakterleri bozulacak insanlar değil.O yüzden o insanlar dizide aldıkları bir  rolle kendilerini artist yerine koyacak adamlar değiller.Çünkü orada herkes kendi samimiyetiyle kendi doğallığıyla yaşıyordu.

 

Editör: Dizide bulunduğunuz zaman içerisinde elbette unutamadığınız anılarınız vardır.Sizi en çok etkileyen bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Ümit Çırak: Diziye ilk giriş zamanımı anlatayım size ;ama öncelikle bir dipnot düşerek size bir anımı anlatmak istiyorum: Yıl 87, bir gün Muhsin Ertuğrul sahnesinde "Vişne Bahçesi"ni seyretmeye gittim. İsmet Ay yaşlı bir uşağı canlandırıyor. Zaten İsmet Ay da yaşlı ama daha da yaşlı bir hizmetçiyi oynuyordu. Sahnede son bir tiradı vardı onu yaptı ve koltuğa düşüp öldü. Sahne karardı,açıldı. İsmet Ay, 17-18 yaşında bir delikanlı enerjisiyle yerinden kalkıp seyircilere selamını verdi. O anda bütün salon aynı anda ayağa kalkıp alkışlamaya başladı. Ben ise yerimden kımıldayamadım. Takdir etmediğimden değil, elimde olsa tavana çıkıp orda alkışlayacaktım ama yapamadım. Böyle bir meslek nasıl var,yok böyle bir şey diye düşünmeye başladım. Yani benim bu işe başlama sebebimdir İsmet Ay. O işin hazzını görmeme sebep olan insanlardan bir tanesidir. İşte daha sonra yıllar geçti, İsmet Ay'ın da içinde olduğu bir kadrajda beraber yer alacağız. Tunca Yönder yönetmen.  Benim elim ayağım titriyor ilk defa kamera karşısına geçeceğim. İşte ne yapacağım ne edeceğim heyecan var. Tunca Yönder anlattı bana mizanseni, Şevket Altuğ'la tanıştım, Sümer Tilmaç ile tanıştım, ordakiler ile öyle bir tanıştım. İsmet Ay'ın yanına gideceğim de ne diyeceğim diye düşünüyorum. Çekim gereği  Sümer Tilmaç'ın canlandırdığı Nihat karakterinin Cemil'i kovaladığı bir sahne vardır esnaf oturuyor, mahallede İsmet Ay'ın çevresinden geçeceğiz. Ben çekip gideceğim, plan bitecek. Aman ne kadar güzel hoş, ben heyecanlıyım zaten. Başla denildi, İsmet Ay'ın arkasına geldim tam ben lafımı edeceğim; rahmetli benim pantolonun fermuar kısmına elini attı. Ben o anda nasıl kıpkırmızı oldum. Kızardım,bozardım.Yönetmen:"ne yapıyorsun" dedi. "Senin için tekrar mı alacağız bu okulluların hepsi böyle!." falan diye sinirlenmeye başladı. Tekrar çekiyoruz dedi, tekrar geçtim oraya; tekrar elini attı bu sefer ben daha da kötü oldum bu kez dialoğumu söyleyebildim ama göz yaşlarım akmak üzere, yani ben hüngür hüngür ağlayacağım orada sinirimden.Şevket Abi dayanamadı, Sümer Abi dayanamadı gülmekten yerlere yatıyorlar. Meğer bu "hoş geldin şakası"ymış. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum o kadar güzel bir yere düştüm ki, çok namuslu bir işti o. Öyle bir kadroda bugün oyuncu olan hatta bir sürü dizide başrol oynamış arkadaşıma sorsanız Süper Baba’da yer almak ister miydin diye herhalde hepsi hayatlarından bir-iki yıl verirlerdi.

 

Editör: Dizi 1997 yılında sona erdi.Aradan geçen bu süre içerisinde haliyle her şey, herkes zamanla değişime uğradı.Bunların bir örneği de dizide Nihat’ın kahvesi olarak tanıdığımız mekan. Oradaki geniş alan ufaltıldı ve daha yapmacık bir hal aldı. Bu mekanın sizin için nasıl bir anlamı var?

Ümit Çırak: Ben bazı yerlerin değişmemesi gerektiğine inanıyorum. Yani Çengelköy'ün böyle bir şeye hiç ihtiyacı yoktu. Biz sabah sete gittiğimizde orda midye ayıklayanlar, ağlarını temizleyenler, ağlarını onaran balıkçıları görüyorduk ve orası öyle güzeldi. Şimdi oraya bilmem kaç yüz tane masa koyup belediyenin "buradan para kazanalım" demesi veya bunu ihaleye verip de 3 kuruş para kazanmak için işte "Süper Baba burada çekildi." denmesi falan, bunların yapılması bana çok itici geliyor. Ha şunu da diyebilirler bunun karşılığında: "Gelişmek kötü bir şey midir?" Bence gelişmek bu değil.Gelişmek,o balıkçı oraya kayığını çekerken ona tutunabileceği bir tane demir koymak ama gelişmek demek onları oradan temizlemek değil. Şu an orası tamamen yok oldu bence. Orası benim için çok sıcak bir yerdi. Biz gelişmeyi yanlış anlıyoruz. Biz hep paket değiştiriyoruz ama iç hep aynı kalıyor.Yani orda o balıkçıların midye ayıklamaları sefaletli bir görüntü yaratmıyordu ki. Ama kalkıp o kırık betonlara dökülmüş taşları değiştirmek, o balıkçının sefaletini değiştirmedi.Sadece onun paketini değiştirdi.

 

Editör: Dizinin yayında olduğu dönemlerde dışarıya çıktığınızda dizinin izleyenleri tarafından  nasıl tepkilerle karşılaşıyordunuz?

Ümit Çırak: Genelde insanlar bize çok sıcak ve çok samimi davranıyorlardı. Bir de şimdiki zamanda insanlar Kurtlar Vadisi gibi dizilerde oyuncuları görünce parçalayacak gibi üstlerine atlıyorlar. Bizim dönemimizde böyle bir şey yoktu. İnsanlar bizi görünce "ay bak ünlü gördüm" diye bakmıyordu. Çünkü diziyi ünlü olarak görmüyordu, kendi içinde yaşayan biri olarak görüyordu. Ama şöyle bir anım var: Bir gün balık pazarındayım, alışveriş yapacağım bir tane teyze kaldırdı kafasını baktı ama iki büklüm nerdeyse. Bastonu var elinde; bastonunu kaldıracak gücü yok. O kadın büyük bir dirayetle "tüü senin suratına" dedi. Çarptım mı dedim kalabalık..Bir şey mi yaptım "hayrola teyze" dedim.  "Terbiyesizz!" dedi.   Parasını mı çaldım bir şey mi yaptım, nasıl bir zan altında kaldım, bu kadın bana niye bağırıyor? falan diye düşünüyorum. "Teyze niye bağırıyorsun?Ne yaptım ben sana ya" dedim. "İnsan yediği kaba eder mi?" dedi. Ne kabı teyze dedim ne oluyor dedim. "Seni kardeşi gibi gören adamın sen kalktın dükkanını aldın" falan dedi. Benim jeton düştü. Eyvah! Şimdi bu kadın buna inandıysa ben nasıl ona diyeceğim; Teyzecim bu dizi, bana yazılan bir rol var onu oynuyorum diye. Durdum, "Teyze valla çok utandım, seyret bak affettireceğim kendimi dükkanı geri vereceğim ona" dedim. "Heh adam ol" dedi gönderdi beni.

 

Editör:Dizinin 4 sezonluk yayın hayatını düşünecek olursak sizi en çok etkileyen sahnelerden birisini bize anlatabilir misiniz?

Ümit Çırak: Sümer Tilmaç’la  çay ocağını tekrar ona geri vermeye karar verdiğimde bir masaya oturup böyle ağlayarak konuşmamız vardı sanırım o.

 

Editör: Süper Baba’dan sonra Unutma Beni’yle  karşımıza çıkan ancak kısa bir süre de hak ettiği değeri göremeyerek televizyon ekranlarına veda eden Şevket Altuğ hakkındaki düşünceleriniz neler?

Ümit Çırak: Şevket Altuğ alt yapısı ve oyunculuğu çok sağlam birisi.Özellikle de tiyatroya bu zamana kadar çok emek vermiş bir insan.Biz onun sıcaklığını Perran Kutmanl’la birlikte oynadıkları Perihan Abla’yla gördük;Ama Türkiye'de çok kaliteli işlerin de tutmadığı oluyor. Artık bir erozyon başladı.Bu yüzden Şevket Altuğ kalitesinde bir oyuncunun oynamasına gerek yok artık.

 

Editör: Süper Baba,Baba Evi,Yeditepe İstanbul ve Çemberimde Gül Oya…Hepsi Türk Televizyon tarihinin temel taşı diyebileceğimiz birer sanat yapımı.Siz bu yapımların tümünde görev aldığınız için kendinizi şanslı hissediyor musunuz? Yoksa şanstan daha farklı bir durum mu bu?

Ümit Çırak: Süper Baba'dan sonra bir sürü yerden teklif geldi özellikle Baba Evi'nden sonra. Ama siz hayatı nasıl yaşamaya karar verdiğimle ilgili bir soru soruyorsunuz o noktada. Ben hayatı, ünlü olmak, paparazilere çıkmak işte kendime iki yılda bir veya bir yılda bir manken sevgili yapmak için mi yaşıyorum? işte Bodrum'a yakın olmak için mi yaşıyorum? Ya da ben bu işi gerçekten sevdiğim için mi yapmak istiyorum? Genelde böyle bir soru sorduğunuzda siz gerçekten birçok işten sıyrılıyorsunuz. Size bir sürü abuk sabuk iş gelmiyor. Bana bu zamana kadar bir kere bir şarkıcı türkücü dizisinden teklif geldi. Hayır dedim. Çok maddi olarak sıkıntı çektiğim dönemler de oldu. Hatta şu cümleyi kurduğum bile oldu: Oynayacağım! Bana da şu şarkıcı türkücü dizilerinden teklif gelsin oynayacağım. Çünkü paraya ihtiyacım var. Ama gelmiyor. Dediğim gibi bir kere geldi ona da hayır dedim.

 

Editör: Ali Düşenkalkar, Ahmet Cemal ve Alin Taşçıyan' gibi isimlerle Çağdaş Sinema Oyunculuk Atölyesi adı altında bir eğitim kurumu açmış bulunuyorsunuz.Bu çalışmanızla neleri gerçekleştirmeyi hedefliyorsunuz?

Ümit Çırak: Ben oyuncuyum ve bu işle ilgilenmekten de çok zevk alıyorum. Bu işin eğitmenliğinden de çok büyük haz alıyorum.Mezun olduğum okul Müjdat Gezen Merkezi'nde 8 yıl pandomim hocalığı yaptım. Ben böyle bir şeyleri öğretirken de çok şey öğrendiğimin farkına vardım. Birileriyle bir tecrübeyi paylaşırken bir bakıyorsunuz belirli bir süre sonra tecrübe yetmiyor artık sizin bunu temellendirmeniz  gerekiyor. Onu temellendirmek ihtiyacı hissettiğinizde zaten sizdeki bu eksiklikleri listelemek anlamına geliyor ki o zaman ister istemez araştırmaya yöneliyorsunuz, incelemeye yöneliyorsunuz, biriktirmeye yöneliyorsunuz. Bu zaten kişiyi geliştiren bir şey. Bunu yapıp bir de bunun uygulamadaki sonuçlarını gördüğünüzde öğrencilerinizle sadece siz bilgiyi tutmamış olup bilgiyi edinmiş oluyorsunuz. Bu yüzden hocalık güzel bir şey.Daha sonra Ekol Drama'da Ayla Hocanın çağrısıyla çocuklara ders vermeye başladım.Ama çeşitli şeyler vardı 8-9 haftada kimseye oyuncu sertifikası veremezsiniz.Oyuncu yapamazsınız.Sonra bazı nedenlerden dolayı bıraktım orayı.Daha sonra küçük öğrencilerimin velileri tarafından `Hocam siz niye kendi atölyenizi açmıyorsunuz` diye ısrar gelince düşündüm. Düşünmedim değil.Ama benden habersiz asistanlarım ben Suriye'de Eve Giden Yol`un çekimlerindeyken Çağdaş Sinema Oyunculuk Atölyesi ilk workshop'unu yapıyor diye internetten duyuruda bulunmuşlar.Epey de müracat olmuş.Bundan sonra bana da böyle bir şeyi kurgulamak kaldı.(Bkz:www.bifilm.org)

 

Editör: Sitemizden ne kadar zamandır haberdarsınız? Dizinin sona ermesinden çok uzun bir zaman sonra böyle bir çalışmaya ortak olmak sizin için nasıl bir duygu?
Ümit Çırak: Şimdi öncelikle ben şu hani Facebook'tur, MSN'de sadece sohbet etmektir falan bu gibi ortamları hiç kullanmadım, ben bunların hiçbirini bilmem. Hiçbirini kullanmam. Çünkü bunun için vaktim yok, günde bu işlerle uğraşanların en az bir saati gidiyordur. Benim böyle bir vaktim yok.Ben günde üç saat uyurum. Belki çok yoğun olduğum için bu beş saate çıkmıştır. Dolayısıyla bana ulaşıp böyle bir teklifte bulunmanız sayesinde sitenizi öğrendim.Röportaj yapmak istediğiniz için de çok heyecanlandım ve çok hoşuma gitti.Çünkü Süper Baba benim ilk göz ağrımdır.

Editör: Son olarak bizi kırmayıp röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için size teşekkürlerimizi sunuyor.Dizinin izleyenlerine olan mesajınızı almak istiyoruz. 

Ümit Çırak: Galiba bu mesajı Şevket Altuğ dizinin kapanış gecesinde çok güzel verdi. "Biz bir kent masalı yaptık" diyerek. Bunun üstüne katacak tek bir sözüm olur. Böyle bir anıt kenti İstanbul'umuzu kötü bir metroya çevirmeye çalışıyorlar, işin üzücü tarafı sanırım beceriyorlar.